Grafik Tasarım Yazı Dizisi: Klasik Albüm Kapakları – Abbey Road

21/05/2012 / Blog, Portfolyo / 0 Comments /

Grafik tasarım, içinde farklı öğeler barındıran görsel bir iletişim sanatıdır. Bir tasarımın sağlıklı olarak iletişime geçmesi için bu öğelerin birbiriyle uyumlu olarak hayata geçmesi gerekir. Bu öğelere örnek olarak tasarımın temel ilkeleriyle birlikte, toplum yapısı, kültürel anlayış, insanların beğenilerinin benzerlikleri, farklılıkları gibi hedef kitleye yönelik özellikler de verilebilir. Temel tasarım ilkeleri denge, orantı ve görsel hiyerarşi, görsel devamlılık, bütünlük ve vurgulama olarak özetlenebilir.

Tüm bu öğeleri bir araya getirebilmek elbet bir tasarımcı için öncelikli hedeftir. Ancak, bu süreci tam anlamıyla başarıyla sonuçlandırmak için tüm bu öğeleri bir araya getiren çatı fikirlerin olması gerekir. Bir grafik öğenin insanlarla iletişime başarıyla geçmesi için bir çatı fikre yani hikayeye ihtiyacı vardır. Bu hikaye, tasarımcının çözüme gittiği yolda kurguladığı somut ya da soyut kavramlar zinciri olarak tanımlanabilse de sıradan gibi gözüken bir fotoğrafın içinde barındırdığı “mit”lerle kulaktan kulağa yayılan bir efsaneye de dönüşebilir.

Grafik tasarım tarihi, içinde sayısız iletişim mecrası barındırır. Bu mecraların en özellerinden biri müzik, dolayısıyla albüm kapaklarıdır. İçinde ses barındıran ve birden fazla duyuya hitap eden bir sanat dalını görsel olarak ifade etmek, başlı başına bu hikayeler bütününün bir araya gelmesiyle ortaya çıkar.

50’li yılların ortalarında ortaya çıkan ve popüler müzik başlığı altında toplayabileceğimiz bir çok eser, müzikal başarısının yanı sıra albüm kapaklarının tasarımıyla da büyük başarılar elde etmiş ve toplum yaşamı üstünde etkisi olmuştur. Bu yazı dizisinde başarıya ulaşmış albüm kapaklarının az bilinen hikayelerini okuyacaksınız..

Ziya Levent Aybay
Sanat Yönetmeni, Karbonat

Amerikalı bir turistin olağanüstü sıradan günü…

8 Ağustos 1969 Cuma..

Amerikalı Paul Cole ve karısı Mrs.Cole o sabah erken uyandı… Mrs.Cole’ün niyeti kaldıkları Kuzey Londra‘daki bir müzeyi gezmekti. Dışarı çıktılar. Ancak Paul Londra’nın kalabalığından sıkılmış, başka bir müze daha gezmek istemiyordu. Karısına da engel olmak istemedi. Nazik bir şekilde Londra’da yeterince müze gördüğünü belirttikten sonra karısına “Sen gir müzeyi gez, ben dışarıda neler olup bittiğine bakacağım.” dedi.

Tek başına biraz yürüdükten sonra kaldırıma park etmiş siyah bir polis aracı gördü. 57 yaşındaki yaşlı Amerikalı konuşmayı severdi. Müzelerin donuk hatıralarına karşı yaşayan hikayeler seviyordu. O yüzden gittiği yerlerde yeni insanlarla tanışmak ona daha çok heyecan veriyordu. Penceresi açık polis aracının şoför koltuğundaki memurla muhabbete başladı. Bir süre Londra’nın havasından suyundan, trafiğinden bahsederlerken Paul, polis aracının 4-5 metre ilerisindeki yaya geçidinin olduğu yerde normal olmayan bir durum fark etti. Saatine baktı. 11 buçuğa geliyordu.

Iain Macmillen İskoçya’dan Londra’ya geleli 8 sene olmuştu. Fotoğraf eğitimiyle beraber serbest olarak gazete ve dergiler için fotoğrafçılık yapıyordu, şehir hayatına dair fotoğraflar çekiyordu. 1966 senesinde “The Book of London” adında Londra şehir hayatını gösteren bir kitap bile çıkardı. Kitabı bir şekilde dönemin avangard sanatçılarından Yoko Ono da görmüştü ve çok beğenmişti. Yoko, 28 yaşındaki fotoğrafçıya ulaşmakla kalmadı, aynı senenin Kasım ayında St.James Indica Gallery’de açacağı sergisi için kendisini fotoğraflamasını bile istedi. Şans bu ki 9 Kasım’daki açılışta Yoko, yuvarlak çerçeveli gözlük takan bir müzisyenle tanıştı.

Paul kafasını kaldırdığında yaya geçidinin gerisinde elinde fotoğraf makinesi, yolun ortasına portatif basamak yerleştiren bir adam gördü. Kaldırımın kenarında ise 4 tane adam bir apartmanın basamaklarına oturmuş sağa sola bakınıyordu. Beyazlı olanın elinde sigara vardı. Uzun saçları, sakalları ve yuvarlak çerçeveli gözlükleriyle adeta hippi bir vaiz gibiydi. Basamağın üstüne çıkan fotoğrafçıyla tanışalı sevgilisiyle tanıştığı gibi 3 sene olmuştu. St.James’te Japon bir okyanus çocuğunun (Yoko: Deniz, Ono: Çocuk) sergisinde tanışmışlardı. Japon kadın o kadar övmüştü ki bu fotoğrafçıyı, ilerleyen zamanlarda yuvarlak çerçeveli gözlük takan bu adamla yaşadığı tuhaf ilişkinin belgelerinde onun imzası olacaktı.

Hippi vaizin hemen sağında kirli jean gömleği ve pantolonuyla bir mezarcıyı anımsatan arkadaşı diğerlerine göre daha çok sıkılıyor gibiydi… Hippi vaizin hemen solunda oturan ve sandaletleriyle adeta cehennem sıcağında rahatlamaya çalışan lacivert takımlı adam sabırsızca zamanın geçmesini bekleyip sağa sola laf atıyordu. Çıplak ayaklının solundaki siyahlar içindeki genç adam ise adeta bir şeylerin matemini tutar gibi gözlerinü uzağa dikmişti.

Paul merakla olup biteni izliyordu. Dört genç adam ayağa kalktı ve yaya geçidine doğru sıraya girdi. en önde vaiz duruyordu. hemen arkasında matem tutan, çıplak ayaklı ve mezarcı vardı. Çok eğleniyor gibi gözükmüyorlardı. çıplak ayaklı bir sigara yaktı. Paul içinden “ördek sürüsü” diye geçirdi. Nehirde karşıdan karşıya geçmeye çalışan ördek sürüsü gibi arka arkaya yürüyerek karşıya geçtiler. Basamağın üstündeki fotoğraf makineli adam 4’ü birden yaya geçidinin ortasındayken bir kez denklanşöre bastı. Sonra diğer taraftan tekrar başladıkları yöne geçerken ikinci kez.. Üç… dört… beş… ve altı… vakti dolmuştu.  Toplam 10 dakika sürdü bu git gel.  Bu dört ördek yavrusu için trafiği kapatmaya bu kadar süresi vardı.

Paul içinden “çılgınlar” diye geçirdi. kim Londra’nın ortasında yalınayak karşıdan karşıya geçer ve biri bunun fotoğrafını çeker ki diye düşündü.  Bu durum onun için fazla “radikal” di. Polis memuruna baktı başını hafifçe öne eğdi ve iyi dilekleriyle oradan ayrılıp karısını almaya gitti.

Bu “radikal” fikir çıplak ayaklınındı. Vaizin arkadaşı olan fotoğrafçıya “Neden bunu sokakta yapmıyoruz?” demişti.

Kayıt yaptıkları stüdyonun içinde fotoğraf çekmektense stüdyonun bulunduğu sokakta fotoğraf çekmek belki de bu dörtlünün hemfikir olduğu son konuydu. Uzun zamandır araları iyi değildi. Yoğun tartışmalar dört arkadaşı ayrılık noktasına getirmişti. Ve bunun son birliktelikleri olacağını hissediyor gibilerdi. Daha fazla tartışmadılar ve o Ağustos sabahı sokağa çıktılar.

İskoç fotoğrafçı çektiği 6 fotoğrafı banyo ettikten sonra bunları gruba gösterdi. 5. çektiği kare, gerek renkler, gerek kompozisyon olarak en uygunu olarak gözüküyordu. grubun da onayı alındıktan sonra fotoğraflar plak şirketinin tasarımcısı John Kosh‘a gönderildi..

Yaklaşık bir sene sonra Florida’daki evlerinde Mrs.Cole, piyanosunun başında bir şarkıyı çalmaya çalışıyordu. Geçen sene gittikleri Londra tatillerinin hemen sonrasında çıkan albümde yer alan bu şarkının adı “Something”di.  Albümün kapağı pikabın üstünde duruyordu. Paul karısını dinlerken şarkının olduğu albümü merak ederek kapağı eline aldı, hızlıca bir göz gezdirdi ve tam kapağı yerine bırakacakken hızla kapağa yeniden baktı. Şaşkınlığını gizleyemiyordu. Kapakta yaya geçidinden karşıya geçen dört adamın arkasında duran adam ta kendisiydi.

O an Londra tatilinde tanık olduğu fotoğraf çekiminin anlamını yeni kavramıştı. Bu dört genç adamın ne kadar meşhur olduğunu albüm kapağını ve grubun adını görünce anladı. Sırada çocuklarını kapaktaki adamın kendisi olduğuna ikna etmek vardı. Bunun için çocuklarına bir büyüteç almalarını ve kapağa dikkatli bakmalarını söyledi. Babaları kahverengi ceketi ve kemik çerçeve gözlükleriyle onlara bakıyordu.

Paul’ün çocukları babalarına bakarken küçük bir ayrıntıyı kaçırmıştı.

Kapakta beyaz giyinmiş tek Beetle yuvarlak çerçeveli gözlük takan sakallı adam değildi. kapağın solunda mezarcının kafasına denk gelen tarafta bir Beetle daha vardı. bir cenaze aracı gibi törende yerini almış, plakasıyla ağıt yakar gibi dörtlüyü selamlıyordu.

LMW 28IF…

Bir dedikoduya göre çıplak ayaklı, bu çekimden 3 sene önce bir motosiklet kazasında ölmüştü. ancak bu gizleniyordu. Yerine başka birini geçirmişlerdi. Dedikodu o kadar yoğundu ki grubun 3 senedir konser vermemesi de bunun üstüne eklenmişti… Bu 4 arkadaş bu efsaneyi uyduranlara inat albümde bir 5. Beetle kullanmaya daha karar verdi. 5. Beetle’in plakasında çıplak ayaklının o sene evlendiği karısının ağladığı ve yaşasaydı 28 yaşında olacağı yazıyordu.

Linda McCartney Weeps… 28IF… (linda mccartney ağlıyor. yaşasaydı 28 yaşında olacaktı..)

1986 yılında, beyaz renkli 5. Beetle, 23.000 Dolar karşılığında Wolsburg’daki Volkswagen müzesine kondu. orijinal plakası ise kayıptı.

Abbey Road 1969 senesinde çıktığında tüm listelerde zirveye yerleşti. grubun beraber kaydettikleri son albüm oldu.

 

Paul 96 yaşında, 2008 senesinde öldüğünde tek bir fotoğrafla milyonlarca eve girmiş, bir o kadar insanın giydiği kıyafetten, kahve içtiği bardağa kadar sayısız promosyon malzemesinde yer almış, popüler müzik tarihinin en ‘cool’ figüranı olmuştu.

 

 

Kaynaklar:

Iain Macmillan
http://imaginepeace.com/archives/9843
http://en.wikipedia.org/wiki/Iain_Macmillan

Paul Cole
http://poeticlicense.hubpages.com/hub/Mystery-Man-on-Abbey-Road-Cover
http://beatletour.blogspot.com/
http://www.tcpalm.com/news/2008/feb/15/30gtpaul-cole-man-on-beatles-abbey-road-cover/

Abbey Road
http://en.wikipedia.org/wiki/Abbey_Road
http://en.wikipedia.org/wiki/Something (Something şarkısının öyküsü)
http://wogew.blogspot.com/2010/05/from-q-magazine.html
http://therockfile.wordpress.com/2012/01/09/abbey-road-in-10-minutes/
http://www.snapgalleries.com/exhibitions/beatles-and-bystanders-the-abbey-road-sessions/
http://wogew.blogspot.com/2009/10/abbey-road-photo-session.html

Hemen şimdi Abbey Road’u webcam ile izleyebilir ve her an Beatles’ın yürüyüşünü tekrarlayıp bunu fotoğraflayan yerli ve yabancı turistleri görebilirsiniz:
http://www.abbeyroad.com/crossing

Volkswagen
http://www.superbeetles.com/idlechatter/idlechatter.htm

Paul McCartney
http://en.wikipedia.org/wiki/Paul_is_dead

John Kosh
http://en.wikipedia.org/wiki/John_Kosh